Ben Dönerken Merkel Çok Üzüldü : Berlin Gezi Notları

Aaaaah Berlin ah. Çoğumuzda olduğu gibi ‘’Berlin’’ ismi bende de bir yan anlam kazandı La Casa De Papel’den sonra. Hatta Almanya’nın bu güzelim şehriyle karakterin karşılaştırmasına bile gittim kendi içimde. Berlin en sevdiğim Avrupa ülkelerinde başları çekiyor orası kesin ama mesela Roma için ‘’burayı beğenmeyecek bir insan evladı olamaz’’ diye düşünebiliyorken Berlin için aynı şeyi söyleyemem. Sevme seçeneğine olduğu kadar sevmeme seçeneğine de açık bir şehir bana sorarsanız. Benim Berlin’le tanışmam daha eskiye dayanıyor ancak benim için biraz silikleşmiş birkaç anıdan ibaretti ki bu sefer şehrin altını üstüne getirerek dolandım ve sizlere süpppeerr bir gezi rehberi hazırladım. Berlin Yeme İçme Rehberi’ni ayrı bir yazıda yazdım o da haftaya yayında olacak. Şimdi ben gerçekten Berlin’in altını üstüne öylesine bir getirdim ki, yazıyı dörde bölmek zorunda kaldım. Bu da demek oluyor ki benden 1 ay boyunca Berlin dinleyeceksiniz 😛 Şimdiden hazırda bekleyiniz efenim.

Berlin’de ve Berlin’e Ulaşım

Berlin’e diğer Avrupa ülkelerinden farklı olarak ucuz bilet bulmak oldukça kolay. Almanya’da ne kadar çok Türk’ün yaşadığını göz önüne alırsak tabii ki çok normal. Ben biletimi Pegasus’un kampanyasıyla sadece 1 ay öncesinden olmasına rağmen gidiş dönüş 700 TL gibi bir fiyata aldım. Tamam kabul, Berlin’e yolculuk yapmak pek de böyle güzel bir Avrupa şehrine gidiyormuşsunuz gibi his uyandırmıyor çünkü havaalanına indiğinizde bile çevrenizde Almanlardan çok Türkler oluyor. ‘’BEN TÜRKÇE BİLMİYORRR’’ diye yabancı gibi takılıp takılmadığımı sorarsanız, cevap evet.

Öncelikle şunu belirteyim, Berlin içi ulaşımımı sağlarken HİÇ zorluk çekmedim çünkü gerçekten çoook gelişmiş bir metro sistemleri var. Her yerden her yere aktarma yapmak oldukça kolay, şehrin ana noktalarını gezerken bir yolculukta harcadığım süre maksimum yarım saat. Tabi ki bilet almanız gerekiyor ama ‘’yakalanırsam 60 Euro’yu gözden çıkarırım’’ diyorsanız biletsiz de binebilirsiniz 😊 Ben 1 hafta boyunca ABC bölgelerinde geçerli metro/tramvay bileti aldım ve 37 Euro ödedim. İlk bindiğinizde biletinizi okutuyorsunuz ve o andan itibaren 7 gün geçerli oluyor. Berlin kendi içinde A, B ve C şeklinde üç bölgeye ayrılıyor. Aşağıdaki haritadan gezeceğiniz noktalara bakarsanız AB almanız da yeterli olacaktır. Tabi ki bölge sayısını düşürdüğünüzde ödediğiniz ücret de azalıyor.

Yukarıda da dediğim gibi metro ağı çok gelişmiş, fakat ben her zamanki gibi yürümeyi daha çok tercih ettim. Öyle ki, günlük ortalama 20k adım atmıştım. Gitmek istediğim yerlerin hepsini haritamda işaretlemiştim ve nerelere gideceğim az çok belliydi ama insan yürüyünce hiç aklında olmayan yerlerde bulabiliyor kendini ve bu spontanelik gezerken benim inanılmaz hoşuma gidiyor. Özetle, hava yürünemeyecek kadar kötü değilse zamanınızı metrolarda harcamak yerine bence bol bol yürüyün 😊

Berlin’e ne zaman gidilir?

Bana sorarsanız Berlin’de her mevsim kendinize ait bir şeyler bulmanız mümkün. Fakat tercih meselesiyse şayet, ben yazın gitmeyi tercih ederdim.

Bu sefer şartlar gereği Şubat sonunda Berlin’i ziyaret ettim. Evet, şansıma hava aşırı soğuk değildi. Hatta İstanbul’dan çok daha sıcaktı ki montumu çıkarıp gezdiğim bile oldu. Fakat siz bu kadar şanslı olmayabilirsiniz çünkü Berlin’in kışı aslında çok sert geçiyor. Özellikle yağmurun ne zaman ve ne şiddette yağacağı hiç belli olmuyor, eğer kışın gidecekseniz mutlaka yanınıza kolay taşınabilir bir şemsiye veya istediğinizde büzüştürüp çantanıza tıkıştırabileceğiniz bir yağmurluk almayı unutmayın.

2014’de Berlin seyahatim yaza denk gelmişti ve kışa göre çok daha fazla keyif almış olduğumu söyleyebilirim. Özellikle şehrin bazı noktalarında beklenmedik etkinliklere denk geldiğinizde süper oluyor. Misal ben oradayken Checkpoint Charlie civarında bir plaj atmosferinde yaratılmış bir alana denk gelmiştim. Her yer kum, kumların üzerinde şezlonglar ve bir sürü küçük standlar halinde yiyecek ve içki satan yerler. Aynı zamanda şehirde bira festivali de vardı ki, asıl o inanılmaz keyifliydi. E zaten benim yazcı olduğumu da bilmeyen yoktur diye tahmin ediyorum, o yüzden Berlin’i de yazın daha çok sevmeme kimse şaşırmamıştır sanırım. Tabi ki yaz mevsiminde Berlin’i ziyaret etmenin eksi yönü de birçok turistle aynı anda gezeceğiniz anlamına gelmesi. Oldukça kalabalık oluyor. İlkbahar/Sonbahar mevsimleri de biraz dengesiz. Yani ne zaman ne olacağı pek belli olmuyor… Müsait zamanınız bu mevsimlere denk gelecekse Nisan sonunu veya Ekim başını tercih ederseniz sanırım ortalama bir sıcaklıkla karşılaşırsınız.

Berlin’de Konaklama

Ben konaklamamı bir aile dostumuzun evinde yaptığım için açıkçası çok fazla bir uğraşa girmedim ‘’nerede kalınır, nasıl yapılır?’’ Diye. Fakat verebileceğim en önemli tavsiye AB bölgesinde ve metroya yakın bir yerde konaklamanız.

City Pass ve Museum Pass

Eğer turistik bir gezi yapmayı planlıyorsanız gitmeyi düşündüğünüz müzelerin çoğuna(60’ın üzeri müzeden bahsediyorum) sınırsız ulaşım hakkıyla ulaşmanızın bir yolu da City Pass. Kapıda sıra beklememenizi sağlıyor ve giriş ücretlerini daha uyguna getirmiş oluyorsunuz ama bana kalırsa pek mantıklı bir seçenek değil, çünkü 3 günlük City Pass ücreti 123 Euro. Eğer kısıtlı zamanınız varsa zaten görebileceğiniz müzeler sınırlı olduğundan gereksiz bir para olabilir. Daha fazla detay için buraya bakabilirsiniz. Bir de Museum Pass var, o nispeten daha uygun fiyatlı ama City Pass kadar çok şey kapsamıyor tabi ki. Müzeler Adası’nda bulunan müzelere ve Yahudi Müzesi gibi başka bir sürü müzeye de ücretsiz giriş yapabilirsiniz. Onunla ilgili detaylı bilgi için de şuraya tıklayabilirsiniz.

Nerelere gidiyoruz?

Alexanderplatz ve Televizyon Kulesi

İnanın o kadar çok yer var ki nereden başlayacağımı seçmek benim için de oldukça sıkıntılı oldu. Bu yüzden şehir merkezinden başlamak istedim. Alexanderplatz, Mitte’de Spree Nehri ile Berlin Katedrali’nin yakınlarında yer alıyor. Meydanın hemen yanında, ilk yapıldığı dönemde Avrupa’nın ikinci en yüksek binası olan Fernsehturm duruyor böyle dağ gibi, yani televizyon kulesi. Kentin en yüksek binası olarak da anılıyor. Tepesinden Berlin’i panaromik olarak görmek mümkün. Alexanderplatz şehrin merkezi olarak geçtiği için alışveriş yapabileceğiniz bir sürü dükkan ve yemek yiyebileceğiniz birçok restoran seçeneği bulunuyor. Aynı zamanda şehri panaromik olarak görebileceğiniz bir başka yer de Parkinn Berlin’in tepesi. Giriş ücreti 4 Euro.

Instagram’a koyduğum renkli duvarların önünde çekildiğim fotoğrafların olduğu yer (asjfsdj üzgünüm, sanırım o sokağın öyle bilindik bir ismi yok)

Burayı tesadüfen, Anne Frank Zentrum’u ararken bulmuş olmam biraz utanç verici olsa da ‘’sonuç olarak buldum’’ diyerek kendimi rahatlatıyorum. Efenim burası uzunca bir sokak, duvarlarında ise gerçekten bir sürü yazı, çizi, grafitti var. Sokağın başında ve sonlarında olmak üzere birkaç tane kafe bar tarzı yer bulunuyor ve duyduğuma göre akşamları çılgın bir eğlence oluyor. Şahsen sabahın köründe kalkıp fare gibi her yeri gezdiğimden benim akşam sekizden sonra algım kapandı ve eğlenceye dair pek bir şey yapamadım (şu an yargılayan bakışlarınızı üzerimde hissedebiliyorum. Haklısınız.) Konu dışı kalmayayım, buraya ilk geldiğimde ikinci kez geleceğimi bilerek oradan çıktım, nitekim de öyle oldu.

Duvardakileri incelemeye o kadar kaptırdım ki hatta kendimi, sanırım baya bir süre o sokakta dolandım durdum. Ayrıca burası fotoğraf çekmeyi ve çekilmeyi sevenler için de adeta bir cennet çünkü önünde durabileceğiniz, yok işte benim gibi saçma sapan pozlar verebileceğiniz bir sürü renkli çılgın duvar var. Biraz arada bir yerde kalıyor ama Anne Frank Zentrum’un adresini girerek giderseniz rahatlıkla bulursunuz. Gitmişken Anne Frank Zentrum’a da girmeyi unutmayın tabii, ben gittiğimde kapalıydı…

Neptün Çeşmesi

Neptün Çeşmesi, Reinhold Begas tarafından tasarlanmış ve bu çeşmeyi Roma mitolojisindeki su ve deniz tanrısı olan Neptün ile etrafını çevreleyen dört kadın heykeli süslüyor. Bu dört kadın heykeli, Almanya’nın 4 büyük ırmağını simgeliyor : Oder, Vistula, Rhine ve Lebe. Aslında baktığınızda her Avrupa ülkesinde görebileceğiniz kadar ortalama bir çeşme ama kış döneminde çeşmenin etrafında bir buz pisti ve Noel pazarı kuruluyor.

Brandenburg Kapısı

Almanya’nın yeniden birleşmesinin sembollerinden biri olarak geçiyor. İlginç de bir hikayesi vardır : Bir Prusya subayının karısı olan Ulrike’i çok beğenen Schadow, Ulrike’nin kocasından izin alarak atlı arabayı süren zafer tanrıçası için kadını model olarak kullanır. Aslında orijinali tamamen çıplaktır ama Berlinliler tarafından alay konusu olunca rahatsız olan Schadow ona bakırdan bir giysi giydirir. Böyle yani. Gitmişken neden görülmesin dimi? Ama ağzı açık kapıya bakan turistler 10 saniye sonra cüzdanlarını bulamıyorlar benden söylemesi. Aman dikkat.

Potsdamer Platz

Aslında Berlin’in en önemli meydanlarından olmasına rağmen pek de bir olayı yoktu ne yazık ki. Sony Center çok önerilmişti bana ve evet gerçekten de güzeldi, ama görmesem de çok bir şey kaybetmezdim sanırım. Tarihi önemine bakarsak Soğuk Savaş’ın, Berlin Duvarı’nın en önemli sembollerinden biri, çünkü bütün o olaylardan önce Avrupa’nın en hareketli meydanlarından biriymiş ve ikiye bölünen Berlin’in ardından sessizliğe bürünmüş. Bugünün Berlin’inde ise duvar kalıntıları ve inanılmaz bir kentsel dönüşüm örneği ile sevip sevmediğime asla emin olamadığım bir meydan benim için Potsdamer Platz. Film Müzesi, Ajan Müzesi ve Salvador Dali Sergisi de Potsdamer Platz durağına çok yakın. İlgilisine duyurulur 😊

Checkpoint Charlie

Burası Berlin Duvarı’nın geçiş noktalarından biri. O zamanların zorluğunu göz önüne aldığınızda mutlaka görülmesi gereken bir yer olarak düşünebilirsiniz ama bana kalırsa kontrol noktasının etrafı kocaman bir turist tuzağından başka bir şey değil. Askerlerle fotoğraf çektirmek 5 Euro, Checkpoint Charlie Müzesi’nin sesli rehberi 5 Euro, müzenin girişi yanılmıyorsam 12.5 Euro. Hatta kulübenin önünde duran askerlerle fotoğraf çektirmek isterseniz o da 2 Euro. Aslında Soğuk Savaş döneminin en önemli sembolü kabul, ama bu kadar çılgın bir para tuzağı gerekli miydi, tartışılır. Yine de sadece önünden geçerseniz kimse para almıyor, en azından görmüş olun.

Tiergarten

Bakın yazarken bile ellerim titriyor…… Burası cennetten bir köşe adeta. Kocccaman bir park Tiergarten. İster yazın sabah yürüyüşünüzü burada yapın ister kışın parkın içindeki kafede şömine şarap keyfi yapın. Berlin’i hem yaz hem kış görmüş olduğumdan çok rahat söyleyebilirim ki ikisinin de keyfi çok ayrı. Parkın içinde bir göl var, yazları bu gölün etrafında bir sürü masa sandalye oluyor ve bir kez oturduğunuzda bir daha ASLA kalkmamaya yemin ediyorsunuz, öyle güzel. Mutlaka gidin bi’ havasını soluyun derim. Berlin Yeme İçme Rehberi’nde ayrıca Tiergarten’ın içindeki restorandan da bahsedeceğim, bakarsınız.

Kurfürstendamm

Burası Berlin’in en keyifli ve belki de en çok seçeneği barındıran alışveriş caddelerinden biri. Yaklaşık 3,5 kmlik bir caddeden söz ediyorum şu anda, en pahalı markalardan tutun da bildiğimiz bilmediğimiz bir sürü markaya ev sahipliği yapıyor. Şahsen ben burada kafamı önüme eğerek yürümek zorunda hissettim kendimi çünkü gerçekten caddeyi KOMPLE almak istedim. Buraya kısaca Ku’damm diyor Berlinliler. Gitmişken mutlaka ülkemizde olmayan Urban Outfitters markasının ürünlerine bakın derim, euronun bu haliyle beğendiğiniz her şeyi alabileceğiniz kadar uygun bir mağaza olmayacak belki ama çok kaliteli ürünleri var.

Bikini Berlin

Alışveriş yapmak için seçeneklerden biri de Bikini Berlin. Burası bildiğimiz alışveriş merkezi konseptinde ama alıştığımız dizayndan daha farklı tabii. İçerde farklı butikler, kozmetikçiler, Dr.Martens ve Vans gibi ünlü markalar da yer alıyor. Ben özellikle aranızda benim gibi çay tutkunu varsa Kusmi Tea’ye mutttlaka girilmeli diyorum çünkü inanılmaz fazla çeşit var insan çıldırıyor. Bir de Bikini Berlin’in üst katındaki yemek kısmı birçok farklı çeşit yiyeceği barındıran stantlardan oluşuyor. Hangisini yiyeceğimize karar vermeye çalışırken şaşı olduk çünkü hepsi süper görünüyordu ama en sonunda currywurst ve biradan yana tercihimizi kullandık.

Berlin Duvarı Muhabbeti : Nedir?

Tabii ki burada oturup size Berlin Duvarı olayının tarihçesini anlatmayacağım. Ancak bütün bu yazıda geçen duvar simgelerinden bahsetmişken asıl olaydan bahsetmemek de biraz saçma olur sanırım. Berlin Duvarı özetle, Doğu Almanya vatandaşlarının Batı Almanya’ya kaçmalarını engellemek amacıyla inşa edilmiş 46 kilometrelik bir duvarmış. İnsanların diğer tarafa kaçmak istemelerinin asıl nedeni ekonomik açıdan rahatlamak ve diğer tarafta kalmış akrabalarını özlemiş olmalarıymış. Duvarın doğu tarafı kaçmaya çalışanların çabuk görünmesi için beyaza boyanmış. Hala daha şehrin bir sürü noktasında duvarla ilgili kalıntılara rastlamak mümkün.

East Side Gallery

Berlin Duvarı’nın konusu açılmışken East Side Gallery’den de bahsedebilirim sanırım artık. Burası Berlin Duvarı’nın üzerinde belki de yüzlerce grafitti bulunan 1.3 kilometrelik bir bölümü. Uluslararası bir özgürlük anıtı olarak geçiyor. Dünyadaki en büyük ve en uzun süre ziyarete açık kalan açık hava galerilerinden biri. Yine oldukça turistik bir mekan olduğundan kıçımıza başımıza çantalarımıza dikkat. Burada bütün parasını çaldıran bir arkadaşım var, hala hatırladıkça köşeye çöküp ağlamak isterim. Hafta içi erken saatlerde daha boş bulabileceğinizi tahmin ediyorum, biz gittiğimizde hava pek güzel olmadığından olsa gerek AŞIRI kalabalık değildi. Yani kalabalıktı ama ben çok daha kötü olmasını bekliyordum sanırım. Buraya kadar gitmişken çook yakınındaki Five Guys’a uğrayıp bir hamburger ve milkshake patlatmadan dönmeyin sakın. Berlin Yeme İçme Rehberi’nde Five Guys’tan daha detaylı bir şekilde bahsediyor olacağım.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s